www.kitapyurdu.com'dan satın al" Son günlerde okuduğum en güzel romanlardan biri. Gerçek bir hayat hikayesi, gerçek bir mücadele ve kelimenin tam anlamıyla yeniden doğuş. Şiddetle tavsiye ederim.  İnsanın kendisini şanslı hissetmesini sağlıyor. En azından kendi adıma böyle bir hikayenin geçtiği topluma ait olmadığım için çok ama çok şanslıyım.

 

Küçük kasabanın küçük penceresinde başladı herşey. Aslında hayallerdi ilk başlayan. İşten geldiğim zaman çerçevesi eskimiş penceremin önüne oturup saatlerce hayalini kurardım bilinmeyen uzaklıkların. Bildiğim tek bir şey vardı bilinmeyen uzaklarda sen vardın. Gece ışıkların yansıması eve başka bir hava verirdi adeta. İçini kapladığım o boğucu evden, eve yayılan ışık huzmeleri sayesinde bambaşka yerlerde bambaşka şehirlerde olurdum birden. Hayallerle gerçekler arasında sıkışıp kalmışlığın hüznüydü yüzüme çöken. Sanki baktığım ışıklar büyük bir şehrin ışıkları, hareket eden canlıların arasındaki sadece benim görebildiğim o siyah gözler senin gözlerin ve o kuvvetli eller senin ellerindi. Ankara'ydı burası ve ben ordaydım. Bedenimle her ne kadar bu küçük kasabada olsam da ruhumla her gece dolaşırdım Ankara sokaklarını. İnsanların benimle dalga geçmesine, artık uyan burası senin küçük dünyan ve sen burada yaşamak zorundasın demesine aldırmaksızın dolaşırdı ruhum hiç usanmadan. Burada yanlızdım, ne ailem vardı ne de gerçek bir dostum. Kalbi kırık, hüzünlü bir aşk hikayesiyle adeta kaçtığım bu küçük kasabada yanlızğımdı tek arkadaşım ve de bana yaşama gücü veren hayallerim. Tek hayalim buradan uzaklaşmaktı. Kalbime gömdüğüm hüzünlü aşk hikayemi unutmak için geldiğim bu kasaba daha da karmaşık yapmıştı her şeyi. Daha da uzaklara gitmeliydim, hayatımda yeni bir sayfa açıp her şeye yeniden başlamalıydım. Ama bunu gerçekleştirmek için ne ailemin onayı vardı nede bana yardım edecek birileri. Böylelikle günler günleri kovaladı. Yeni arkadaşlarım oldu, yeni ortamlarım, yeni alışkanlıklarım ama eksik olan bir şeyler vardı. İçimde koca bir boşluktu bu eksikliğin adı. Kalbim heyecanla atmayalı öyle uzun olmuştuki. Çok kere denedi ama korktu adeta, yeniden üzülmeye gelemezdi çok yıpranmıştı çünkü. Hem herşey aşk yüzünden olmamışmıydı.  Artık yaz gelmişti koca hüzünlü bir sonbaharı ve arkasından daha da hüzünlü bir kışı geride bırakmıştım ve güneş ışıkları penceremden içeri girip  yüzüme vurduğunda bambaşka hissetmiştim kendimi mutluydum, içimde sanki iyi şeyler olacakmış gibi bir his vardı. Aslında günlerim artık çok da sıkıcı geçmiyordu. Arkadaşlarım artık dostumdu her gün bitmek tükenmek bilmeyen sohbetler, her derde deva şarkılar ve geçip giden mevsimlerdi peşi sıra gelen. Yine kış gelmişti ve bu kasabada 2 sene daha geride kalmıştı. Hayatımda pek çok şey değişmişti. Artık hüznün yanı sıra mutlulukta vardı yanıbaşımda. Değişmeyen tek şey hayallerimdi. Hayalimde bir gün bir çift gözün esiri olacaktım  ve bir çift kuvvetli el çekip alacaktı beni buradan ve ben Ankara'ya gidecektim. Niye mi Ankara; inanın bende bilmiyorum. O soğuk kış geceleri eve hapsolduğum vakitler Bir kaset almıştım Yedi karanfil adında. Hüzünlü bir nağmeyle Yılmaz Erdoğan "Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesi'ne gelebilme ihtimalini seviyordum. Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum." derdi. Öyle etkilenirdim ki bıkmak usanmaksızın dinlerdim tekrar tekrar. Bende gitmeliydim Ankara'ya. Vardı mutlaka benide bekleyen Tunalı Hilmide. Belkide ben birini sevebilme ihtimalini sevdim hep yıllarca. Ama artık ihtimal değil gerçek olmalıydı bu sevgi. Ertelemek anlamsızdı. Doğum günüm olacaktı sıcacık bir atmosferde tüm dostlarımla kutlayacaktık. İçecektik acılarımızı unutup sarhoş olmak için içecek çok ama çok eğlenecektik. Nereden bilecektim sarhoşluğumun içkiden değilde katran karası bir çift gözden olacağını. Çok yakın bir dostumun o akşam şehir dışından çocukluk arkadaşı onu ziyarete gelecekmiş ve istemsiz olarak meçhul adam benim doğum günüme iştirak etmek durumunda kalacaktı. Çünkü kasabada değildik şehir merkezine gelmiştik. Arkadaşlarımın hemen dönme şansı olmadığı için meçhul adamı da bu partiye davet etmek durumunda kalmışlardı. Lavobadan kuzenimde dönerken masaya göz attığımda gördüğüm tek şey o gecenin rengini almış o kapkara gözlerdi ve kilitlenmiştim adeta. Bu mu diyordum kuzenime sence gelen bu mu laf arasında zaten alay konusu olmuştu önceden bak seninki gelecek diye. Arkadaşım kendince beni ve arkadaşını yakıştırmıştı. Hani derler ya boyu boynuna huyu huyuna. Nereden bilecekti bu yakıştırmanın bir gün gerçeğe dönüşeceğini. O karşılaşma akşamının ardından günler günleri aylar ayları kovaladı ve arkadaş ziyareti bahaneleri artık senin için geldim cümlelerine dönüştü. Evet pencere arkası hayellerimin erkeğiydi o. Hayalimdeki gibi gece karası gözleri, kuvvetli elleri vardı Ankara'dan taaa oralardan benim için gelirdi. Ve bir gün bir mucize oldu tayinim Ankara'ya çıktı. İmkansızdı bu, olabilecek en son şeydi belkide. Sanki gizli güçleri olan biri beni çekti aldı oralara. Teslim etti sevdiğimin güçlü ellerine. Kader bir şekilde, arada her ne kadar kilometre taşları olsada, engelleri ortadan kaldırmak için benden yana olmuştu bu sefer. İlk defa hayallerimin bu denli gerçekleştiğine şahit olmuştum. Tıpkı kurguladığım gibiydi. Yeni bir şehir, yeni bir iş, yeni bir hayat vardı önümde artık. Yine küçük bir evim, yine çerçeveleri eskimiş bir pencerem, yine pencere arkası kuracağım hayallerim vardı. Sevdiğim adamla evlenmek vardı, çocuklarımın olması vardı, mutluluk vardı, huzur vardı bu sefer hayallerimde. Çok pencereler geçti sonrasında hayatımdan, çok hayaller kuruldu herbirinin arkasında.... Şu an o pencerelerden birinden sevdiğim ben ve çocuklarımla bakıyoruz hayata ve hayallerimize. Hiç bir zaman perde çekmeden dolu dizgin yaşıyoruz hayatı...........

 

Herkezin sevgililer günü kutlu olsun.......

3

Sobelendimm.

7/8/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Evet bende ilk defa sobelendim. Peritopia arkadaşım sobelemiş ve hemen baktım ne yapacağım diye sorulara cevap verecekmişim. İşte veriyorummm

 

1-Nerde yaşıyorsun?

 

Şu anda Kütahya da yaşıyorum. Ama 3 sene öncesi Ankara da idim arada 1 sene kadar da Adana da yaşadım.

 

2-Mesleğin nedir?

 

2002 ye kadar bankacı 2002 den sonra kamu kuruluşunda memur.

 

3-Blog açma fikri nerden geldi?

 

İnternette dolaşırken bir blog deryasına kapılmış hissettim kendimi. Baktım her yerde herkezin bir bloğu var. Sonra bir köşe yazarının bir millet vekili için "artık onunda bir bloğu var" adlı cümlesini okuyunca dur bakalım bir de ben deneyeyim şu blog olayını, her kez açar da ben açamaz mıyım dedim ve başardım. Hoş hala bilemediğim öyle çok şey var ki bak sobelenince bile korktum ay ne yapacağım şimdi diye...

 

4-Kendinden hobilerinden biraz bize bahseder misin?

 

Ben içinde ki çocuğu kaybetmemiş, kendiyle barışık, neşeli hayat dolu bir kişiyim. En büyük zevkim Ediz Hun'lu Türkan Şoray'lı, Tarık Akanlı eski yeşilçam filmlerini seyretmek, kitap okumak ve okurken de en göz alıcı kahramanın yerine kendimi koyarak hayal kurmak ve tabi ki yemek yapmak daha doğrusu pasta börek yapmak en büyük hobim. Bu arada 2 tane dünya tatlısı çocuğumdan arta kalan vaktim olursa şehir turları yapmak keşfedilmemiş yerleri görmek en büyük tutkum. 

 

5-Sana göre hayatın anlamı nedir?

 

Hayatın anlamı bundan 4 sene önce yani ilk çocuğum doğmadan önce çok farklıydı. Anladım ki hayatın anlamı aslında benim değer verdiğim şeyler değilmiş. Hayat demek çocuklarımın sağlık olması onların mutlulukları demekmiş. Hayat ana demek, baba demekmiş.

 

Evet ben de sanırım kendimi az da olsa ifade edebilmişimdir. Bana bu şansı veren arkadaşım peritopia ya  sonsuz teşekkürler. Veee son soru.

 

Sobelemek istediğim 10 blogcu arkadaşım ise:

 

beyazgülalev

ademkoç

yemekbülteni

thistime

ozgeseltatlar

nilsu35

yeşilmutfak

yildizcaa

hangetsu

yagmurkokusu

 

Bittiiiii....

 

1

kızım 4 yaşında

19/7/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

 

Canım kızım Asya 16.07.2007 de tam 4 yaşına girdi. Nice yıllar. Hadi iyisin deden her zamanki gibi bir altını  yakana takmış. Seni seviyorum canım yavrum hep böyle hayata gülümse....

uyuyan melekler

17/6/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

 

Zavallılar yaramazlık yapmaktan bitap düşüp sızdılar.

 

 

Mutfak kabusu bölüm 2

23/3/2007 tarihinde yazıldı.
Yorum (10) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

 

Evet Geldik 2. Bölüme . Öncelikle temsili resimde gördüğünüz üzere yine arkamdan ısrarla olayları merak edip sanki az önce mutfaktan kalbi kırık gönderilmemiş gibi geri gelen kocanın "canım boşverrrr kekte olmasın" deyivermesi beni iyce delirtmiş ve  ikinci bir kocayı mutfaktan men etme gösterisiyle koca mutfak olayı sonlandırılmıştır. Akabinde sakin kalmaya çalışılarak 2. bir kek yapma girişimine başlanılır. Bu arada da kendi kendine sürekli konuşulur. Sen kimmmm öyle bilmediğin her şeyi keke katmak kim denilir acaba nerde hata yaptım araştırması beyinde gelip giderken hem süt hem portakal suyu çokmu geldi diye düşünülürken acaba unu mu az koydum diye un suçlanırken yokk yookk diye cık cık lanır o pudingin hepsini koydum ondan oldu denilir ve böylelikle suçlanmadık hiç bir malzeme kalmaz. Ama olay faili mechul olarak hala aydınlığa kavuşamamıştır. Neyse ikinci kekime 3 yumurta k. tozu vanilya portakal kalmadığı için ve az önceki olayda suçlu durumunda olduğu için kalsada konulamayacağından dolayı canım limon rendelenip koku oluşturulur ve bu kekinde hakkını verelim düşüncesinden yola çıkılarak bir koca avuç damla çikolatası eklenir. Bu sefer çok pahalıya aldığım, az önce ki kekte biraz küçük bulduğum için kullanmadığım, zaten artık kullanacak başka kalıbının olmaması çünkü  diğer kek kalıbımın o sinirle yanık kekleri temizlemeye üşenildiği için çöpe atılması nedeniylede malzemeyi bu kek kalıbıma yarısını koymak daha sonra yarısına kakao ekleyip kaşık yardımıyla alengirli şekiller vererek fırına sürmemle son bulmuştur. Sanıyorsunuz hayırrrrr vakit epey geç olduğu ve arkadaşlarımız açlıktan ölmesinler diye kalıbından çıkartmadan gittiğimiz arkadaşımın mutfağında tekrarr bir hayal kıırıklığı yaşamamla maceramın aslında bitmemiş olduğunu yeniden anladım. Evde aslında şüphelenmiştim ama konduramamıştım bir aksilik olduğunu. Kek kalıbım süper olduğu için sıcakken bile hemen çıktığından dolayı bir deneme girişiminde bulunup çıkmadığını görünce bön bön bakıp neyse diyerek arkadaşa kadar sabırla beklemiştim. Ve yine kalıptan çıkmamakta ısrar edince zorlamalarla ağzı yüzü biraz dağılan kekiminin niye böyle olduğunu anlamam bu sefer kısa sürmüştü. O hakkını verelim diye attığım bir avuç damla çikolata eriyip kekimin

 dibine çökünce yapışmış ve sonuç gördüğünüz gibi yine bir kabus oluvermişti. Ama o kalıbı sıyırırken yapışmış parçalar belkide yediğim en lezzetli erimiş çikolataydı. Evet bu kabusta burada sonlandıı.

Tarih, 22 Mart 2007 yer bizim mutfak. Evet arkadaşlar olay dün akşam saatlerinde gerçekleşti. Tam bir rezaletti. Sevgili arkadaşlarımız bir hevesle yeni bir hayat arayışı içerisinde terki diyar ettikleri memleketlerine daha 1 sene olmadan geri taşınmaya karar verince eee bizde bu taşınma seramonisine kek ve sıcacık poğaçalarımızla eşlik edelim dedik. Öncelikle son sürat iş çıkışı 5.30 da market yolunu tuttum ve eve koşar adımlarla geldim ve girdim mutfağa. Daha önce  burada tarifini vermiş olduğum mayalı poğçayı yapayım dedim  ve tüm malzemelerle birlikte hamurumu hazırladıktan sonra mayalanmaya bıraktım. Şu çenemi tutamama huyum yüzüzünden arkadaşımı arayıp size kek ve poğça yaptım sakın dışarıdan almayın bir şeyler dedim. Sanki piştide birde utanmadan ayak yapıyorum. Neyse altı üstü bir kek değilmi düşüncesinden yola çıktığım için bu gevezeliğimin bana yorgunluk olarak daha sonra döneceğini düşünemedim o an tabiyki. Tüm gün yemek sitelerini gezdiğim için kafam saçma sapan malzemelerle doluydu zaten. En son hatırladığım çok beğenerek 3-4 saat boyunca gezmiş olduğum hasır  sepet adlı siteden bir keke puding tozu koyma fikriydi. Neden olmasın dedikten sonra  herzaman ki gibi 3 yumurta ve kek için konulması gereken her türlü malzemeyi ve güzel kokması için portakal kabuğunu koyduktan sonra suyuda boşa gitmesin  diye 1 bardakta portakal suyu ilave edip aaaaa süt koymadım diyerek birde süt ilave edip yeni öğrenmiş olduğum yarım paket puding tozunu amannn fazlasından ne zarar gelir düşüncesiyle 1 paket koyduktan sonra en geniş kek kalıbına yerleştirip fırına verdimm. Evettt herşey ne kadar normal gözüküyor dimii ve sonra daha aradan 10 dk geçmeden yanık kokuları ve duman. Aman allahım olamaz ne çabuk yandı diye düşünürken fırına bakmamla acı gerçeğin daha farklı bir felaket olduğunu anlamam uzun sürmedi. Kekim bir volkan gibi taşıyor taştıkça fırınım tabanıma yapışıp orada kendi halinde irili ufaklı pişmeğe devam ediyor ve akabinde hemencecik birer küçük  yanık kek haline geliyorlardı. Çıkardım ve fırını temizledim ve ısrarla hala kalıbımda tükenmemiş olan kekimi tekrar koydumm ve aynı sonuç... Eşim beni sakinleştirmeye çalışırken birde ayağımın altında dolaşma diyerek bir kalp kırma operasyonundan sonra tekrar başka kek yapmaya karar verdimmmm. Ve yaptım ne mi oldu... Arkası az sonraaaa...

Ben Kimim

16/8/2006 tarihinde yazıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

 

Tipik bir şubat kadınıyım. Yaşamı bütünüyle sindire sindiye yaşamayı severim. Yaptığım işlerin bana haz vermesi çok önemlidir. Çevremde saymakla bitiremeyeceğim kadar çok arkadaşım olması da burcumun etkisi olsa gerek. Evliyim ve iki tane dünya tatlısı çocuğum var. Yemek yapmak da çok çok iyi olduğum söylenemez ama yaptıklarımın lezzetti olduğunu söylerler, zaten benim için önemli olan da paylaşmaktır. Bu yüzden buradayım. Blogcu tüm arkadaşlarıma sevgilerimle.....

Sitene ekle
Google